29 Ocak 2023 Pazar

Bir Otobüs Masalı


 





Apar topar hazırlanıp kapıda bekleyen bir araçla akşamın bir vakti daracık bir araç içerisinde kardeşlerim ve valizler arasında yolculuğa başlamıştık. Annemin hele de babamın yüzünü hiç göremiyordum. karanlıkta da bir şey seçememenin sıkıntısıyla midem bulanmıştı. Yol tutuyor, dedikleri şeyin başıma bilinçli olarak ilk kez geldiği o anı hiç unutmuyorum. Yine akşamın karanlığında bir yerde indik. Birkaç otobüsün durduğu ve bana göre kalabalık olan bir yerde valizlerle kardeşlerimle otobüslerden birine yaklaşıp bindik. Babam ve ben hemen şoförün arkasında, bizim de arkamızda annem ve iki kardeşim oturmuş beklerken otobüsün direksiyon simidi dikkatimi çekmişti. Devasa bir çemberi andıran bu nesneyle oynama isteği oluşmuştu içimde. Ben, şoför mahalline dikkatimi vermiş göstergelerin, ki o zaman hepsine ayrı ayrı saat gözüyle baktığımı hatırlıyorum, irili ufaklı hallerine de kendimi kaptırmış halde bakıyordum. Nice oyunlar kurdum o an, koca otobüsü sürdüm bilmediğim diyarlara. Okuldan eve, evden okula kadar da sürdüm.


Sonradan kocaman göbekli, bıyıklı bir adam ağır ağır çıktığı merdivenlerden tahtına kurulan krallar gibi usulca oturdu direksiyon simidinin başına. Gürleyerek çalışan otobüsün iç ışıkları yanıp da göstergelerin de ışıl ışıl olmasına bayılmıştım. Şoförün hemen ardında otururken sürülecek bu otobüsün homurtuyla hareket etmesine de ayrıca hayran kalmıştım. Otobüsün içi, göstergeler ışıl ışıl ben bir rüya oyun gerçekliğinde, çıkacağımız bu yolculuğun heyecanı içindeydim.


Önceki yolculukların hiçbirini hatırlamıyorum. O an için ise bu denli hafızamda canlı olan bu ilk yolculuk anısı belki de ilkokul yıllarımın başına denk geldiği için olabilirdi. Okuma yazmam olduğundan anlamını bileyim ya da bilmeyeyim her şeyi okuduğumdan hafıza kaydım o zamanlar bilinçli olarak başlamıştı. Küçük dolmuşlar, arabalar yanında içinde bulunduğum bu otobüs, ayrı bir çekiciliğe sahipti. Memuriyete bağlı bir çekirdek aile olan bizler nice sonraları babamın görev yerinin değişmesi nedeniyle taşınmaların ardından bayramlarda ya da yarı yıl tatillerde memlekete ziyarete gidişlerimizde hatıralarımın en önemli nesnesi olacaktı otobüsler. Kaderimde ve de herkesin kaderinde otobüsler hep vardı, şimdilerde uzağım ama hala birilerinin gidiş-dönüş hikayelerinin hala vazgeçilmezi otobüslerdir. Üniversite yılları, ardından memuriyet mirası babadan bana kalınca İstanbul ve Ankara’ya gidiş-dönüşlerimde otobüsler hep ilk anımsadığım an gibi dahil oldu yolculuğuma.


O ilk anda olduğu gibi hep en önden bilet almayı hedefler nadiren gerilere düşsem de amacımda genelde başarılı olmuşumdur. O ilk anın akşamında otobüs hareket ettikten bir süre sonra ayağa kalkıp geriye doğru baktığımda tüm koltukların dolu olduğunu, herkesin bir anda bana baktığını sanıp korkuyla yerime oturduğumu hatırlıyorum. Babam hiç konuşmuyordu, annem ve kardeşlerimi merak ediyordum. Koltuk arasından kardeşlerime baktığımda birinin koltukta kıvrılıp uyduğunu, diğerininse annemin kucağında uyuduğunu gördüm. Cam tarafından anneme baktım ama başı otobüs penceresine dönük yüzük asık dışarıya baktığını gördüm. Ben da pencereye döndüğümde ilk başta bir şeyler seçememiştim. Zifiri karanlık. Önüme dönüp de yola bakmaya koyuldum. Yolda da otobüs farlarından aydınlanan karanlığın içinde ilerliyor olmamızdan başka bir şey yoktu görecek.


Otobüs içinde konuşanların sesleri birer ikişer kesiliyordu. Ağır bir sigara dumanı yavaş yavaş içimi kaldırıyordu. Şoförle babam sigara içmede adeta yarışıyor gibiydi. Tek fark şoför içerken solundaki camı hafif aralık bıraktığından oradan otobüs içine dolan serin havayla kendime gelebiliyordum. Babam veya arka koltuklardan birilerinin sigara içmesiyle duman otobüsün içini tamamen kaplıyor işte o zaman benim “yol tutması” denen rahatsızlığım ikinci kez başlamış oluyordu. Annem, hissetmiş olacak ki öne tarafa, koltuk arasından bir poşet uzatıverdi. Babam hızlı bir hareketle onu alıp ağzıma doğru getirmesiyle içimdeki rahatlama hissi anlık olarak gerçekleşse de bu seferde bir utanma duygusuna yenik düştüm. Sanki herkes beni görmüş, bana bakıp “istifra eden bu çocuk” diyor ve parmak sallıyordu. Bu utanç bir süre sonra tiksintiye neden olmaya başladı ki imdadıma tuvalet molası yetişti. Gecenin bir yarısı durduğumuz bu yerde herkes çay içiyor yanında da sigaralarını eksik etmiyordu. Ailecek tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra annem elimi yüzümü yıkamış hala içimin bulanıp bulanmadığını sormuştu. Bulanıyordu elbet, ama o an bunu itiraf edemezdim. Kadın işte, anlamış olacak ki elime bir poşet daha tutuşturup olur ya otobüste ikinci bir istifra vakasında tek başıma kendi işimi nasıl halledeceğimi kısaca göstererek otobüse bindirdi beni. En küçük kardeşimi kucağında tutan babam bebeği anneme verir vermez yeniden aşağı inip bir sigara daha yakıp yüzü asık otobüse bindi. Yeniden hareket eden otobüste uykuya dalmışım ki sabahın ilk ışıkları yüzüme vururken uyandım. Babam hala uyanık ve ileriye doğru bakmakta, annem ve kardeşlerim ise uymaktaydı. Otobüste de uyananlar artmış olacak ki konuşmaların tonları artmaya başlamıştı. Çok sürmedi ufak tefek evler görünmeye başladı. Geniş tarlalar sonsuz gibi geldi bana. Yavaş yavaş insanlara da denk geliyordum. Her biri bir tarlanın kenarında ya da birden fazlası bir tarlanın içinde sabahın erken saatinde ne yapıyordu ki diye düşündüm. Evlerin sayıları artıkça bir köyden ya da kasabadan geçiyorduk ve yol kenarlarında okuyabildiğim kadarıyla köylerin adlarını aklımda tutmaya çalışıyordum. En çok da “Adana” tabelasına denk gelmiştim. Bir nehir üzerinden geçtik gördüğüm en büyük nehirdi. Korktum da ya otobüs geçerken köprü yıkılırsa diye. Ve evler sıklaştı, görüş alanım içinde her taraf evlerle doluydu. Babam ve şoför yine sigara içmekte yarışıyordu. Arkadan yolcuların uğultuları da artmış, herkes çoktan uyanmıştı. Gençten biri bizden başlayarak herkese kolonya tuttuğunda şaşırmıştım. Belki uyandıkları için yolculara iyi gelen kolonya kokusu benim midemi bulandırmış gece boyu elimde tuttuğum poşeti kullanmama neden olmuştu.



Evlerin iyice sıklaştığı gibi arabaların, kamyonların, otobüslerin de sıklaştığını görüyor, bunca aracın varlığına hayretler içinde kalarak bakıyordum. Bir de oyun türetmiştim hemen, kamyonlarla otobüsleri sayıyordum. Şehir denen gerçekliği ilk o an fark ettim. Bölünmüş yollarda karınca gibi ilerleyen irili ufaklı tüm araçlar zihnimi bulandırmıştı. Kaybolma korkusu içime yerleşmiş inince anne ve babamdan bir an olsun uzaklaşmamaya karar vermiştim. Annem oturduğumuz yerde evden fazla uzaklaşmamız için verdiği o “seni alır götürürler” tehdidi burada gerçekten olacak gibiydi. Ağır bir ilerleyişle sayamadığım kadar otobüsün olduğu bir yere gelip durdu otobüsümüz. Dizlerimde derman yoktu. Babam annemin kucağından kardeşimi alır almaz otobüsten bir solukta indik. Annemin elini sıkı sıkı tutuyordum. Bir küçüğüm benden de beterdi, sersemlemiş, yol yorgunluğu her halinden belli oluyordu. İçten bir hareketle annemin elini bırakıp kardeşimin elinden tuttum. Annem ve babam iki valizimizi alıp yürürken peşlerinden minik ve hızlı adımlarla onu takip ettik. Otobüslerden uzaklaşınca bir taksiye valizleri koyup hareket ettik. Babam önde kardeşlerim ve annem arkada ilerlerken gözlerimi gördüklerimden alamıyordum. Binlerce tabela, büyük evler, yayan insanlar… her şey o kadar karışıktı ki…


Bir bina önünde durup arabadan indik, iki katlı evin demir kapısı üzerindeki bir düğmeye bastı babam. Yukarıdan bir kadın sesiyle irkildim. Ardından başka sesler de karıştı kadının sesine. Sağ üstümde bir pencere daha açıldı yaşlı bir kadının bize seslendiğini gördüm. Anladım ki hepsi akraba, otobüs yolculuğunun sırrı buydu demek. Binanın küçük bir bahçesi vardı, içinde bir asma binanın damına kadar uzanıyordu. Böyle bir asmayı da ilk kez görmek yolculuğum adına ayrı bir unutulmaz andı. Demir kapıyı babamdan az kısa, güleç yüzlü bir kadın açtı. Babam ve annem ellerini öptüler kadının, ardından bana ve kardeşime de öptürdüler. Ardından az önceki yaşlı kadın geldi annem ileri atılarak kadının ellerinden öpüp ağlayarak sarıldı kadına. Kadıncağız gülüyor olması dikkatimi çekti. Babam, arkasından ben ve kardeşim de elini öptük. Bizleri kınalı elleriyle severek ardı ardına eğilip öpüyordu yaşlı kadın. O an o da bir ağıt tutturdu. Kardeşimle bana ne kadar büyümüşler diyerek sarılıp sarılıp ağladı. Bu ağıtlar beni korkuttu az daha ben de ağlayacakken babamın asık yüzünden çekinip yutkunarak vazgeçtim. En küçük kardeşimi kapıyı açan kadın kucaklayıp yukarı doğru çıkınca hepimiz onu takip ettik. İki kat merdiven tırmanmak otobüs yolculuğunun üstüne ayrı bir macera oldu benim için. Eve girer girmez saılmalar, opüşmeler, ağlamalar devam etti. İlk kez gördüğüm kadınlar babamla konuşuyor devamlı arada geçen “ başın sağ olsun” sözüne karşın babamın asık yüzle cevap verişini izliyordum. Bir ara yaşlı kadının torunum gel buraya, diyerek beni çağırmasından kadının nenem olduğuna, diğerinin de konuşmalar sonunda dayımın eşi olduğunu söylemesiyle akraba evinde olduğuma karar verdim. Babam kalkıp bizden ayrılınca yengem kahvaltılık hazırlayıp açlığımızı giderdi. Daha sofradan yeni kalkmıştık ki kapı zili çaldı. Bu da bir ilkti benim için. Yengem bizi karşıladığı pencereden aşağıya bakıp babamın geldiğini söyleyince yeniden aşağı indik. Uzun mavi bir araba kapıda duruyordu. Böylesini de ilk kez görüyordum. Yine arkaya annem ve kardeşlerimle ben oturduk öne de babam kuruldu. Araç şehrin içinden geçerken ben etrafa hayran hayran bakmaya devam ettim. Bir süre sonra şehir bitti ve kıvrılarak tırmandığımız her yanımızın ağaçlarla kaplı olan yollardan ilerleyerek yolculuğumuza başladık. Allahtan bu sefer yol tutması olmadı arabanın ferah içi ve her yandan çevremi görüyor olmak iç bulantıma engel oldu anlaşılan. Ancak bu seferde her yanın ağaçlarla kaplı olması canımı sıktı. Şimdi nereye gidiyorduk ki? Devamlı dönen döndükçe yavaşlayan nadiren hızlanan araç en sonunda dik bir yoldan inişe geçtiğinde korkum arttı. Oturduğum yerden derin bir uçurum vardı. Seyrek ağaçlardan çok yüksekte olduğumuzu anlıyordum. O an otobüste olmayı diledim. Otobüs kocaman olduğundan buradan düşmezdi, diye iç geçirdim. Gözlerim daha fazla dayanamaz hale geldiğinde tam uyuyacakken araç durdu. Annem babam inince bizde indik valizleri babam iki eline alıp yürümeye başlayınca peşinden onu takip ettik. Araç uzaklaşırken dönüp yokuşu çıkışına baktım bu seferde orada öyle kalmaktan korktum. Dar bir yoldan az bir vakit yürüyünce karşımıza kocaman balkonlu, taştan örme bir ev çıktı. Önünde köpekler vardı üzerimize doğru geldiklerini görünce babamın gür sesiyle köpekler geri döndü.  O an kardeşim elimi sıkı sıkıya tutmuş ve iyice bana sokulmuştu. İkimizde korkmuştuk. Babamın sesini duyanlar tahta merdivenlerden inip bizi karşıladı. Baya bir insan bizi karşılamış, ağıtlar patlak vermişti. Orada olan herkes bizlere sarılıyor bir yandan hüngür ağlıyordu. O kocaman balkona geçip oturduk. Tahtadan bir balkondu ve ilk kez bu yolculuk sonunda bir şey hatırlıyordum. İlkokula başlamadan öncesine ait soluk bir anı canlandı. Bu tahtadan yapılma devasa balkonda dedem ve ben vardık anılarımda. Gözlerim onu aradı herkes vardı ki çoğu akrabaydı lakin zihnimde bir yeri yoktu hiçbirinin. Dedemin vardı bir tek. Herkesin ağlamasını çocuk aklımla yormaya başladım. O an içimde anlamsız olan bir kelime zihnimde sağlam bir yer etti. Herkesin ağlamasından ziyade babamı aradım orada bir kadına sarılmış o da ağlıyordu. O kadın da nenemdi. O an oturdu her şey çocuk aklımda. Dedem ölmüş bizde, bir akşam bu yüzden yola koyulmuştuk. Ayağa kalkıp dedemin devamlı oturduğunu sandığım yere gelip tam karşıma baktım. Sonsuz bir orman ve ormanın hemen bitiminde gölgeli dağlar vardı. 

Otobüsle yaptığımız yolculuğu da o dağların ardından geldiğimizi varsayarak bir müddet dağları, kocaman otobüsü, yolları yeniden geçtim hayalimde. Yalnız bir farkla, otobüsün direksiyonunda ben vardım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder