UÇUK KAÇIK BİR YOL HİKAYESİ


 

-          - Pazar 14.30’da hızlı trende yerim hazır, araba hala tamirde. Hem hızlı trende de siftahı yapalım değil mi? Hadi, ben hazırlıklar için ofise geçiyorum, akşam görüşürüz.

Telefonu kapatıp Kızılay metrosuna yönelirken aklında arabanın arızası vardı, bunun can sıkıntısını derinden hissetti. Merdivenlerden inip de Eryaman’a gideceği metroya binine kadar aklındaki bu düşünceden onu, hızlı trenle yapacağı yolculuk çeldi. “Hızlı trenin güzel tarafı hemen gidip geleceğim” diye avunsa da aklı arabasındaydı. Telefonun saatine bakıp Eryaman’a kadar müzik dinlemek için kulaklıklarını takıp kendini Eskişehir’deki yazılım işinin detaylarına teslim etti. Metro, bir yerin altından bir üstünden hızla giderek Murat’ı Eryaman’a ulaştırdığında yarınki hızlı tren yolculuğunu iyice içselleştirdi ki Murat’ın kısa mesafe olsun uzun mesafe olsun her iş görüşmesine ya da tatillere gidişlerde aracıyla gitmek onun için ayrı bir zevkti. Son zamanların yol hikâyeleri ile ön plana çıkan sosyal medya tanınanlarındandı.  Depoyu ağzına kadar doldurup yola, buluşma takviminden bir iki gün önce çıkar; yolda görülmeye değer ne varsa ziyaret eder, ziyaret ettiği her yeri sosyal medya hesabında zevkle paylaşırdı. Böylece hem iş hem ticaret dengesini kollamış oluyor hem de normal zamanlarda göremeyeceği her yeri görüp oralarla ilgili anılar biriktiriyordu. Hatta takipçilerinin onun güzergâhını kullanmaları, yol boyunca konuk olduğu her mekân için artı bir kazanç olduğundan ziyaretinde bulunduğu insanların teşekkürüne nail oluyordu. Bazıları da özellikle yeniden misafir etmek için Murat’ı arıyor, tanıtımların ardından kazançlarının artmasından Murat’a minnet duyuyorlardı.

Metro istasyonundan ofise dek yirmi dakika yürüdü Murat, kulağında sevdiği şarkılarla. Yazılım şirketinin bugünlere gelmesinde Eskişehir’in önemli bir yeri vardı. Daha acemilik yıllarında ilk işini Eskişehir’de bir besi çiftçiliğine yapan Murat, her zaman bu şehri kısmet olarak anar, oradan ne zaman iş alsa seve seve kabul eder ve piyasaya göre de baya uygun fiyat verirdi. Ama bu sefer aracının bozulması yol hikâyeleri adına kötü olacaktı. Arkadaşlarının kiralık araç teklifini ise yollardaki çekimlerinin diğer kahramanı aracı olduğundan ona karşı manen ihanet olarak görüyor, bu yüzden de yol hikâyelerine sebep olmayacak tek seçenek hızlı trende ısrar ediyordu.

Ofiste son kontrolleri yaptı Murat. Her şeyi yedekleyip görüşme esnasında sıkıntı olmaması için her tedbiri aldı. Gün batmış, tatlı bir akşam başlamış, kapıya da Tarık gelip dayanmıştı. Güzel bir cumartesi akşamına Tarık’ın misafiri olup güzel bir an geçirecekti. Pazar günü tren garına Tarık bırakacak, dönüşte de o alacaktı. Tarık liseden beri arkadaşı ve 20 yıllık dostuydu ki Tarık aracını almasını teklif etmiş ama Murat’ın huyunu bildiğinden ısrar etmemişti. Gölbaşı’nda yeni açılan bir balık lokantasında güzel bir aksam yemeğinin ardından, Ümitköy’de canlı müzik yapılan bir mekânın yolunu tuttular. Tarık eğlencenin dozunu biraz kaçırınca Murat, Tarık’ın aracını kullanarak eve dönmüşlerdi. Pazar günü yolculuk şükür ki öğleden sonra idi. İyi bir uyku için yeteri kadar vakit vardı.

Ankara tren garında sarılıp ayrıldı Tarık’tan, vagonda koltuk numarasını bulup kuruldu. Camdan iki yaşlının oğlu olduğunu tahmin ettiği kişiye sarılıp ayrılışlarını izledi. Grup halindeki gençleri, tek yolcuları, aileleri izledi ardından. Kendisinin rutini dışında olan bu durum oraya yolculuk için gelenlerin belki nice hikâyesi olan olağan halleriydi.  Oturduğu yer karşılıklı koltuklardan oluşuyor olması biraz canını sıksa da mesafeye göre yol süresinin kısa olması bu durumun acziyetini hafifletiyordu. Dört kişi olup bir buçuk saat mecburi, basit, sıradan diyaloglarından sonra yol uzamadan muhabbet sıkmadan inmiş olacağını kendisine telkin ediyordu.  Diz üstü bilgisayarını koltukların ortasında duran kısa, dar masaya yerleştirip onunla ilgilenir gözüküp telefonun kuklalığıyla da müzik dinleyip bu kısa süreyi kazasız belasız atlatacağına kani oldu.

Yanına kendi yaşlarında biri selam verip oturdu, aynısını o da yaptı. Diz üstü bilgisayarından bir film açıp kendini dünyaya kapattı. Murat saate baktı hızlı trenin kalkmasına iki dakika vardı. “İşte oldu” dedi tam karşısına ihtiyar karı koca oturdu ve kendi yaşlarında bir adam ayakta iki ihtiyara bir şeyler söylüyordu. Cam kenarına; yetmişlerinde, oldukça kilolu, nur yüzlü kadın oturdu. O an göz göze geldiler ihtiyar kadınla, oğulları olduğunu tahmin ettiği kişi anasının ellerinden öptü, ardından ihtiyar baba kuruldu koltuğa oğul onun da ellerinden öpüp “ hayırlı yolculuklar” der demez ayrıldı yanlarından. Tren hareket ederken oğul ve ana vagon penceresinden birbirlerine el salladı. Hızlı tren,  kısa kesti bu seremoniyi. Kadının dudakları kıpır kıpırdı, dua okuyor anlaşılan diye düşündü Murat. Adama döndü o ara; asık suratlı ve çevresine meraklı gözlerle bakan ihtiyar adamın, elinde sıradan bir tespih onu çekip duruyordu. İhtiyar adam koltukların geniş olmasından memnun ki iki de bir koltuğa kurulup yeniden doğruluyordu.

Sağındaki yolcu filmini izliyor, tam karşında ihtiyar kadın hala dua okuyor içinden; Murat’ta kulağında sevdiği şarkının etkisiyle camdan dışarı izliyordu. İşte bozkır sonsuz bir sarılık, kuruluk ve dinginlikle uzanıyor önünde. Aklına bilim kurgu filmlerinde ışık hızıyla giden uzay gemileri geliyor; oysa otobüsle olan yolculuklarında küçükken telefon ya da elektrik direklerini sayar yolculuğunu renklendirirdi. Ancak şu an bir görünüp bir kaybolan noktalar gibi onlar, ara ara bir köyün uzağından, bir karayolunun yanından hızla geçip gidiyorlardı. Çoğu şeyi de net olarak göremiyordu, tek görebildiği ise sabit duran, en uzaklarda büyüklü küçüklü tepeler ve gökyüzündeki bulut kümeleriydi. Buralarda aracıyla giderken uğradığı yerleri düşünüp trenle yaptığı bu yolculuğunun mümkünse ilk ve son olmasını diledi.

Nur yüzlü ihtiyar kadınla gözleri kesişiyor yeniden,  kadıncağız gözlerini kaçırıp yeniden camdan dışarı bakıyor; kocası bir şeyler söylüyor ve adamın parmağıyla gösterdiği yere çeviriyor bakışlarını kadın. Murat’ın ardında, koridor tavanında hız göstergesini açıklıyor adam. İki yüz eli kilometre hız ihtiyar adamı baya sarsmış olacak ki kadına ha bire bir şeyler söylüyor, kadıncağız başıyla onaylayıp duruyor söylenenleri. O an ihtiyar adamla göz göze gelen Murat, gayri ihtiyari kendine bir şeyler söylendiğini sanıp kulaklığını çıkarıp “ Efendim Amca” dedi. İhtiyar adam “Yok, sana bir şey demedim, hanıma diyordum.”  “Tamam, amca” ama bu Murat’ın istemediği her şeyin başlangıcı oldu.

-          - Hayırlı yolculuklar, çok hızlı maşallah, devlet ne yapmış, diyen ihtiyar adama kibarlık edip

-          - Size de hayırlı yolculuklar, aynen baya hızlı gidiyor. Zamandan da baya tasarruf.

-          - Hep biner misin? Bizim oğlan ısrar etti yoksa benim aklımdan geçmezdi.

-          - Yok, amca, ilk kez biniyorum.

-          - Ben de

-          - Ya…

-         -  Eskişehirli misin?

-         -  Yok, amca Niğdeliyim ama doğma, büyüme, okuma, iş hep Ankaralıyım.

-          - Bizim de gelin Ankaralı. Adanalıyız biz, severim Niğde’yi. Çok geçtim içinden birkaç seferde gittim. Bizim Adana’ya göre yazın yayla.

-         -  Evet, yazları serindir ama ben yıllar var ki gitmiyorum. Akrabalar hep dağınık Ankara’da da akrabamız olduğundan bayram seyran hep buradayız.

Saate baktı Murat büyük bir umutla, başlamak istemediği ve kaçındığı o muhabbet başlamış; ihtiyar sazı eline almıştı. Daha bir saate yakın sürecekti yolculuk, saatten umduğunu bulamadı ve dinlemeye koyuldu ihtiyarı. Ne iş yaptığını, neler yaptığını, nereleri gördüğünü anlattı ihtiyarın sorularına karşı; ihtiyarın memur emeklisi olduğunu, oğlunun Ankara’da öğretmen olduğunu, Bursa’ya gideceklerini dinledi ve en kötüsü sevmediği politik konuşmalara dalmış olan ihtiyarın, devletin hızlı tren nimetinin öneminden dem vurmaya başlaması Murat’ın sonu oldu. Bu konuşmalar arasında arada bir ara ihtiyar kadına bakan Murat, kadıncağızın mutat bir şekilde pencereden dışarıyı izlediğini ve hala dudaklarının kıpırdadığını görüyordu. Belki de kocasından yol boyunca kurtulduğuna seviniyor diye düşündürdü Murat’ı. İhtiyar adamın konuşurken ses tonunun vagonun bir ucundan diğer ucuna gittiğine emindi, çünkü trenin konforundan, hızına ne varsa bir propaganda havasında hükümeti övüp duruyordu. Lakin buna sadece Murat katlanıyordu, sağındaki başta olmak üzere görebildiği herkes ya müzik dinliyor ya cep telefonlarıyla meşgul mutlu mutlu yolculuklarına devam ediyorlardı; karısı bile oralı değildi adamın.

-          - Eski trenle Ankara’ya on iki saatte gidiyorduk. Şimdi bunlar olsa ne rahat olur. Her yerde durmuyor bu bir de. Eski tren adım başı duruyordu, yol işkence oluyordu. Hanım, otobüste rahat edemediğinden trene biniyorduk.

İhtiyar kadın muzip bir ifadeyle adama dönerek:

-          - Kayboldun diye korkuya kapılmayacağım bunda.

-          - Hadi be, işe ara kendine sen, ben niye kaybolacağım?

-          - Gittin mi bir daha gelmiyorsun, ben de kayboldun sanıyorum.

-         -  Hanım, ne kaybolması tren bir tane otobüsler gibi birbirine benzese neyse.

-         -  Her durakta iniyor, yanımdan kayboluyor amcan, dedi ihtiyar kadın Murat’a muzip bir gülümsemeyle. Sonra tren hareket ediyor, kendisi yok. Bende bir telaş başlıyor koca nerede diye.

-          - Canım vagonlar arasında geziyorum, git git bitmiyor yol; bir iki laf edecek adam arıyorum, sigara içiyorum.

-         -  Ben de telaşla seni bekliyorum oturduğum yerde, diyor kadın muzipliğine devam ederek

-          - Küçük çocuk muyum ben! hem ne olacak kaybolsam. Bir sonraki trene atlar gelirim hem seni de kaçıracaklar değil ya

Üçü de içten, sıcak bir gülmeyle birbirlerine ısındıklarını fark ettiler, bu durum da yolculuğun sıkılganlık anının bittiğini gösteriyordu. Aksi suratlı ihtiyara alışan Murat:

-          - Teyze, iyi okudun maşallah. Tren sayende kazasız belasız varır artık Eskişehir’e.

Samimi bir gülümseme ile karşılık verdi ihtiyar kadın:

-          -Yer gök dua ile,  adın neydi oğlum?

-          - Murat.

-           - Ooo, bir Murat’ımız daha oldu. Oğlumun iki tane çok samimi olduğu arkadaşı var, adları Murat.

-          - Ne güzel 

İhtiyar adam “biri Hataylı, diğeri Kayserili ikisini de pek severiz.”

-         -  Evli misin peki sen?

-          - Evli değilim teyze.

-          - Hayırlısı olsun oğlum.

-         -  Sağ olasın teyze.

İhtiyar kadın bir süre camdan baktıktan sonra konuşacak gibi olduysa da susmayı tercih etti. Yanındaki kocası:

-          - Uzaktan evlenme Murat Bey oğlum. Bunu söylerken muzip bir tavır takınmıştı ihtiyar adam.

Muzip tavırla karşılık verdi Murat “Olur amca, evlenmem.”

Yalnız, aklında “uzaktan evlenme” sözü nice uzak hatıraları canlandırmıştı Murat’ın. Daha dün gibiydi Antalya’ya yerleşme koşulu ile evlenme düşüncesi. “Seda, ah Seda!..” Antalyalı sevdiği… Şimdi bu tren yolculuğunda karşısındaki ihtiyarların muzipçe takılmalarına karşılık bu tavsiye keşkelerini bastırmış birinin yeniden bu kaosun içine sürüklenişinin de başlangıcıydı. Pazartesi iş görüşmesinin ardından eğer her şey yolunda giderse Antalya’ya gitme isteği uyandı. İhtiyarın karısıyla konuştuğu bu an, Murat da Antalya’ya gitme planını aklından kuruyordu. “Son bir kez” olmamıştı Seda’yla bıçak gibi kesilip atılan ve hiç yaşanmamışların koca boşluğu olan bir geçmişe sahipti Murat’ın gönül hanesi. Şimdi küllerinden yeniden doğan bu hatıralar, iş ve iş gezilerinde kendini unutumuşluğun içine salan Murat’ı sıcacık bir anne şefkatiyle sarmaya başlamış, ruhunda dizginleyemediği duyguları harekete geçirmişti.

-          - Teyzeciğim aslında evlenmeyi düşündüğüm biri vardı, Antalya’da yaşıyor illa orada yaşayalım diyordu bana. Ben işimden dolayı kabul etmediğimden birden soğudum sonra da ne o aradı ne de ben aradım. Ne bitti diyebilirim ne de devam ediyor diyebilirim. Bir yıla yakın hiç konuşmadık.

Bir anda ağzından çıkan bu cümleler Murat’ı hayrete düşürse de içinde bastırdığı “Seda” ile ne varsa sonunda ortaya çıkmış, çıkarken de Murat’ı derin bir kuyudan da çekip almıştı adeta. Kendini birden boş boğaz olarak görse de iç sesi “oh olsun, iyi oldu “ diyordu. Kalbi her zamankinden farklı atıyor bunu da hissediyordu. Hem yaşlı kadının nurani yüzüne baktıkça doya doya dertleşme isteğine de engel olamıyordu. Asık suratlı amca bile şimdi dert babası gibi geliyordu kendine. İnanamıyordu kendine, ama olan ne ise güzel duyguları yeşertiyordu.

-          - Hayırlısı olsun Murat oğlum,

-          - Sağ olasın teyzecim ama…

İhtiyar kadının “Anlat evladım; anlat, rahatla” der gibi bakışları Murat’a ayrı bir huzur ve konuşma şevki verdi.

-          - Seda’yı hala seviyorum teyzecim,

Bunu duyan ihtiyar kadının anaç hali doğaldı, iki oğlunu sevdikleriyle evermiş, tecrübesi vardı lakin Murat’ın damdan düşer gibi birden açılmasına tanım yoktu. Tek gerçek; çocuklaşan bir adamın, kaçtığı yol muhabbetinden konunun bir anda buraya gelişine şahit olması ve şaşkınlığından ziyade bu duygunun yaydığı hazdı. Rahatlama….

İhtiyar adam “Boylu poslu adamsın işin de var gücün de. Seni seven her yere gelir, bak bizim oğlan Ankara’da gelinin yanında. Senin sevdiğin kız da senin yanında dursun eğer seni seviyorsa.."

Sözünü daha tam bitiremeden ihtiyar kadın girdi araya “ Olur mu öyle şey. Ya, kızın hali, durumu yoksa evin tek dayanağıysa. Anası-babası onu okutmuş, iş güç sahibi yapmışsa ve ondan başka da kimseleri yoksa. Velev ki bunlar yok. ya korkuyorsa Ankara’dan. niye seviyorsa deyip kızcağızın günahın alıyorsun."

“Ne yapayım ben kızcağızın günahını canım, sen de hemen muhalefet olacaksın ya… kız istemiyor işte Ankara’da yaşamayı, oğlanın işi de burada ama ne yapsın Antalya’ya gidip işinden gücünden mi olsun. Hem bir sene konuşmamışlar belki de… “ sustu ihtiyar daha uzatmaya gerek de yoktu, utandığı da belliydi. İhtiyar kadın “Hayırlısı olsun evladım, seviyorsan ara konuş. Bak bakim, o da hala seni seviyor mu, istiyor mu? Hem yumuşamıştır belki seviyorsa zaten ortak bir yol bulursunuz.”

Murat bu rüya gibi komik duruma hem şaşırıyor hem de mutlu oluyordu. Bir daha asla ve kat’a görmeyeceği iki ihtiyara anası babasıymış gibi açılmış; onlardan alacağı tavsiyeleri pür dikkat dinlemişti. Uzun uzun anlatmak, halini dile getirmek istese de uzunca saydığı bir saatin bir dakikada bittiğini idrak ettiğindeyse hevesi kursağında kalan çocuklar gibi hüzne kapıldı. İhtiyar adamın “İstasyona girdik” demesiyle birden heyecana kapılan Murat, telefonlarını almayı düşündü bu iki yol ortağının ancak Seda’nın numarası yanıp yanıp sönen neon ışıkları gibi zihnini bulandırıyordu. İhtiyar kadın ve amca ayakta “Haydi, işin gücün rast gitsin oğlum” demelerine Murat bocalayarak ”Sağ olun var olun amcam, teyzem.” karşılığını verdi. Yolcuların arasına karışan iki ihtiyarın ardından bakarken Seda’nın numarasını tuşluyordu telefonundan. “Bu olayı Tarık’a anlatsam hem ne güler hem de ne söver bana.” diye geçirdi içinden. Telefon kulağında, arama sesini dinlerken muzipçe bir gülümseme yüzüne ve tüm ruhuna yayılıyordu. “Yol hikâyelerinin içinde en müstesnası bu olacak, kendime inanamıyorum” derken kulaklarında yankılanan “Efendim” sesiyle duygularının tamamen esiri oluyordu Murat: ”Seda, sssseeedaaaaa” kekelemesi yol boyunca ortaya çıkmaya başlayan duygularının tamamen tüm ruhunu kapladığının göstergesiydi. “ Efendim Murat?”

-          Seni çok seviyorum Seda…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder