29 Ekim 2022 Cumartesi

BİR MEKTUP

 






Sevgili Dostum Murat,

Ona bir mektup yazdım yine. Hazır elimde kalem, önümde de kâğıtlar dizili iken sana birkaç kelam edeyim istedim. Ne zamandır yüz yüze gelememenin hasreti var içimde. Kızılay’da oturup da saatleri unuttuğumuz sohbetin koyusuna, çayın demine karışalım isterim; ama çare yok, sen nerede ben nerede, Kızılay ise nerede? Kısmet olmayacak gibi yakın zamanda da yan yana gelmemiz. İşte sen, şimdi karşımda “Anlat dostum” demişsin de ben anlatayım, dostum.

Ona bir mektup yazım dostum yine.  Sen son durumları bilmiyorsun önce onu deyivereyim. Altı aydır yokuz biz. O ve ben varız. O, başka bir şehirde; kaçıyor bizden. Ben yine aynı şehirdeyim hem şehri kolluyorum hem bizi. Malum, küçük şehrin iki ana caddesinin her köşesinde, nehir kıyısının tüm kırlıklarında, şehrin sırtını verdiği dağın eteklerinde, her gece aynı göğün altında uyurken yastığımda ondan izler varken ben bizi kolluyorum hala. Sen, birazcık haklı çıktın ama yanılarak. Benden umduğun gidişi, ben değil o giderek kanıtladı yanılgını. Uzunca yazardım ama anlatacaklarım olsun buluşursak diye ucundan köşesinden değineceğim ayrılığımıza. Hani bir umut yeniden buluşuruz, yeniden bir oluruz onunla; o zaman utanmayayım dediklerimden. Hem olur da dönerse burada yazdıklarım yalan olur. Yalan da olsun isterim. Umut işte. Lakin aksi olursa işte o zaman Kızılay’da kahır dolu içimle anlatırım her detayına dek ayrılığımızın hikâyesini. Hem de omuzlarına dayayarak başımı hem de ağlayarak can dostum anlatırım her şeyi.

Onar bir mektup yazdım yine, bilirsin su gibi olanlarından, duası bol, yarınların umuduyla yazdım. Bir de şiir…“Belki”leri hiç kullanmadım, hep “şimdi”lerle kurdum dizelerimi:

Şimdi mutfaktasın, ocağın başında

Akşamın hafif bir esintisi

Perdelerinden giriyorken

Tuzunu atıyorsundur çorbanın

Ve beni bekliyorsun

 

Şimdi uzanmışsın kanepeye

Elinde yine bir roman

İşaret parmağın yanağında

Ve takıldın bir cümleye

Bana gür sesle okuyorsun

 

Şimdi balkondasındır, sabah vakti, seversin

Şehrin sırtını dayadığı dağın eteklerinde gözlerin

Hayale dalmışsın, aklında bir dağ evi

Önünde kocaman çınarlar, kızıl atlar

Sobada kaynıyor bizden uzak yıllar

 

Şimdi hiçbir şey yapmıyorsun

Alışamadığın bir havada yürüyorsun

Şehrin, kesin, bir kitapevindesin

Aradığın bir kitap değil, şiirler

Acını dindirecek bir şair

Beni hatırlatsın istiyorsun dizeler

 

Şimdi ben mesela, seni çok özlüyorum.

Sevgili Dostum, ona yine bir mektup yazdım. Kaç tane yazdım biliyor musun? Her gün yazdım, her gün… Beşini bir, onunu bir hatta bir aylık topladım, üşenmeden yolladım. Bana hala cevap yazmadı. Umudumu yitirmek istemiyorum, yazar bir gün diyerek bugün de yazdım. Şimdi işte “belki”lerin kucağındayım. Belki hala bana kızgındır, belki naz yapıyordur. Belki başka bir adrestedir. Belki hep istediği tatile çıkmıştır. Bilmem belki de zamanı gelince şehrime gelip benimle uzunca konuşur yazacakları yerine. Belki de postacılar grevdedir onun şehrinde. Belki de telefonlaşmayı seviyorlardır orada ve her evde bir telefon vardır. Bende bir telefon bağlatayım mı eve ne dersin?

Ah dostum ona bir mektup yazdım yine. Satırlarca ne kadar özlediğimi, ne kadar çok sevdiğimi yazdım. Ah dostum, sen bana yaz olur mu? Sen yaz bana, her gün olmasa da aklına geldikçe. O da yazsa ah, ölüm yok ya sonunda. Gerçi ölüm şu mesafeli ayrılıktan bile güzel. Gittiğin yerden dönmeyeceğini bilmek, her an dönme ihtimalinin ıstırabından iyidir, değil mi dostum? Her gün bir dönüşün ümidi beslemek ne zormuş dostum.

 Onun için bari sen, ara ara yaz bana buluşacağımız günlere dek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder