Sevgili Dostum Murat,
Ona bir mektup yazdım yine. Hazır elimde kalem, önümde de kâğıtlar
dizili iken sana birkaç kelam edeyim istedim. Ne zamandır yüz yüze gelememenin hasreti
var içimde. Kızılay’da oturup da saatleri unuttuğumuz sohbetin koyusuna, çayın demine
karışalım isterim; ama çare yok, sen nerede ben nerede, Kızılay ise nerede?
Kısmet olmayacak gibi yakın zamanda da yan yana gelmemiz. İşte sen, şimdi
karşımda “Anlat dostum” demişsin de ben anlatayım, dostum.
Ona bir mektup yazım dostum yine. Sen son durumları bilmiyorsun önce onu
deyivereyim. Altı aydır yokuz biz. O ve ben varız. O, başka bir şehirde;
kaçıyor bizden. Ben yine aynı şehirdeyim hem şehri kolluyorum hem bizi. Malum,
küçük şehrin iki ana caddesinin her köşesinde, nehir kıyısının tüm kırlıklarında,
şehrin sırtını verdiği dağın eteklerinde, her gece aynı göğün altında uyurken
yastığımda ondan izler varken ben bizi kolluyorum hala. Sen, birazcık haklı
çıktın ama yanılarak. Benden umduğun gidişi, ben değil o giderek kanıtladı
yanılgını. Uzunca yazardım ama anlatacaklarım olsun buluşursak diye ucundan
köşesinden değineceğim ayrılığımıza. Hani bir umut yeniden buluşuruz, yeniden
bir oluruz onunla; o zaman utanmayayım dediklerimden. Hem olur da dönerse
burada yazdıklarım yalan olur. Yalan da olsun isterim. Umut işte. Lakin aksi
olursa işte o zaman Kızılay’da kahır dolu içimle anlatırım her detayına dek
ayrılığımızın hikâyesini. Hem de omuzlarına dayayarak başımı hem de ağlayarak
can dostum anlatırım her şeyi.
Onar bir mektup yazdım yine, bilirsin su gibi olanlarından,
duası bol, yarınların umuduyla yazdım. Bir de şiir…“Belki”leri hiç kullanmadım,
hep “şimdi”lerle kurdum dizelerimi:
Şimdi mutfaktasın, ocağın başında
Akşamın hafif bir esintisi
Perdelerinden giriyorken
Tuzunu atıyorsundur çorbanın
Ve beni bekliyorsun
Şimdi uzanmışsın kanepeye
Elinde yine bir roman
İşaret parmağın yanağında
Ve takıldın bir cümleye
Bana gür sesle okuyorsun
Şimdi balkondasındır, sabah vakti, seversin
Şehrin sırtını dayadığı dağın eteklerinde gözlerin
Hayale dalmışsın, aklında bir dağ evi
Önünde kocaman çınarlar, kızıl atlar
Sobada kaynıyor bizden uzak yıllar
Şimdi hiçbir şey yapmıyorsun
Alışamadığın bir havada yürüyorsun
Şehrin, kesin, bir kitapevindesin
Aradığın bir kitap değil, şiirler
Acını dindirecek bir şair
Beni hatırlatsın istiyorsun dizeler
Şimdi ben mesela, seni çok özlüyorum.
Sevgili Dostum, ona yine bir mektup yazdım. Kaç tane yazdım
biliyor musun? Her gün yazdım, her gün… Beşini bir, onunu bir hatta bir aylık topladım,
üşenmeden yolladım. Bana hala cevap yazmadı. Umudumu yitirmek istemiyorum,
yazar bir gün diyerek bugün de yazdım. Şimdi işte “belki”lerin kucağındayım.
Belki hala bana kızgındır, belki naz yapıyordur. Belki başka bir adrestedir.
Belki hep istediği tatile çıkmıştır. Bilmem belki de zamanı gelince şehrime
gelip benimle uzunca konuşur yazacakları yerine. Belki de postacılar grevdedir
onun şehrinde. Belki de telefonlaşmayı seviyorlardır orada ve her evde bir
telefon vardır. Bende bir telefon bağlatayım mı eve ne dersin?
Ah dostum ona bir mektup yazdım yine. Satırlarca ne kadar
özlediğimi, ne kadar çok sevdiğimi yazdım. Ah dostum, sen bana yaz olur mu? Sen
yaz bana, her gün olmasa da aklına geldikçe. O da yazsa ah, ölüm yok ya
sonunda. Gerçi ölüm şu mesafeli ayrılıktan bile güzel. Gittiğin yerden
dönmeyeceğini bilmek, her an dönme ihtimalinin ıstırabından iyidir, değil mi
dostum? Her gün bir dönüşün ümidi beslemek ne zormuş dostum.
Onun için bari sen,
ara ara yaz bana buluşacağımız günlere dek.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder