BİR
KAR MASALI
Düşüyor huzurla her zerre
Soğuğu kesiyor saflık
Kenetleniyor inceden bir beyazlık
Düşüyor huzurla her zerre
Yeni atandığım bu şehrin kışına alışamadım. Ama üçüncü
kışımda kar’a iyice alıştım. Soğuğa dayanamadığım anlar, yağmur veya rüzgârlı
yağmurların olduğu anlardı. Ayaza da kızgınım. Sabahları o ayazı yemek,
kemiklerimde başlayan acının etten gövdemde her zerreme uyguladığı işkence
demekti. Yalnız kar’a alıştım, kar’ı sevdim.
Şubat soğuğunda içimde bir garip his olur hep. Doğum günüm
şubat içinde olduğundan mıdır, nedir hiç sevmem kışı. Yaz, en çok da yaz
başıdır sevdiğim mevsim. Anam ah, garip anam! Onun da bir suçu yok ki. Karlı
bir gecenin sabahında açmışım gözlerimi dünyaya. Şubat soğuğunu bölen kar, o
gece her yeri bembeyaz kılmış. Tatlı bir sabaha annemle merhaba demişiz. O
yüzden kışları sevmeyip kar'a ayrı bir bağlılığım oluşması pek doğal benim
için.
Kaç gündür aralıksız yağan kar ocak ayının son günlerinde
şehri gri bir renkten aydınlığa bürümüştü. Betonarme yapıların pencere
saçakları, yaprakları dökülmüş akasyaların çıplak dalları, kaldırımlar,
kaldırımlara bitişik park halindeki araçların üzeri kısaca her yan bembeyazdı.
Akşamüzeri sıkıca giyinip çıktım evden. Caddelerde akan
trafik dışında kar'ın olduğu her yere adımlarımla izimi bıraktım. Sokak
lambaları yanıp da şehri turuncu beyaz karışımı bir renkle aydınlatınca içim
huzurla doldu. Akşam karanlığı bu haliyle çok güzeldi. Daha bu görüntünün
güzelliğine hayranlığım doyuma ulaşmadan ilahi güç içimdeki sevinci karşılıksız
bırakmamak için yeniden kar yağışını başlattı.
Üzerime usul usul düşen her zerre üzerimi kaplarken ben de
sokak lambalarının sarı solgun ışığında nazlı nazlı düşen kar tanelerinin
çekiciliğine kapıldım. Dedim ya soğuğu hiç sevmem ama bu kar yağışının hazzı
beni saatlerce dışarda tutabilirdi.
Uyuşmuş ellerim soğuktan kızarmış yüzüm ve kopacak gibi
duran burnum daha fazla kar zevkini çıkarmama mani oldu. Eve dönüş evden
çıkışımdaki heyecana zıt duygularla olunca islemeyerek eve girdim. Apartman
hayatının en güzel yanı kışları ısınma sorununu kökten hallediyor olmasıydı.
Kaloriferler hamarat kapıcının eseri olarak evi, dışarının tüm soğuğuna inat
sıcacık yapmıştı. Üzerimi değiştirip çalışma odası havasında döşediğim odaya
geçtim. Masa ve sandalye yoktu odamda. Bir bölümü kitaplık bir bölümü de
maketlerim için hazırda tuttuğum raflarla donattım iki duvarı. Koltuk ya da
kanepeye de yer yoktu bu odada. Şark köşesi tabiri ile son yıllarda moda olan
oturma minderleri ve içi hasır dolu yastıklarım vardı. Her defasında eklemeler
yaparak güzel bir çalışma odası havası verdim. Gerçi hala aklımda olanlar
sırada bekliyor odanın güzelleşmesi için. Okumalarımı yapmak ya da yazılarımı
karalamak için de kendime özel yaptırdığım geniş sehpa vardı. Şimdi sıcacık oda
da iki gündür okuduğum kitabı sehpanın üzerinden alıp uzun oturup okumaya
başladım. Dışardaki üşümüşlüğüm geçiyor, kitabın akışına iyice dalıyordum ki
kapım çaldı.
Hayra yormak istesem de benim bu şehirde tanıdığım kim var
ki bu saatte kapıma gelsin, kapıcıdır diyerek kapıya yollandım. Kim o, soruma
cevap alamadım, el alışkanlığıyla da kapıyı açmış oldum. Kapıda gördüğümü
tanıyamadım. Gözleri dışında her yeri kapalıydı. Kat kat giyinmiş ve üzeri
ıslaktı. Beresinde ve omuzlarında erimemiş karlar vardı. Duruşundan kadın
olduğu belli olan biri, ama kim. Buyurun, kime baktınız?
Gözleri gözlerimde öylece bekliyordu kapıda. Tanımam
gerektiğini ama şu gözlerden kim olduğunu nasıl çıkarabilirdim. Üşüdüğü belli.
Tepeden tırnağa süzdüm yeniden. Sorumu da tekrarladım. Konuşacaktır elbet.
Bakalım kimdir, necidir o zaman belli olur. Sesini duyunca durdu zaman. Hiç
beklemediğim, hiç ama hiç ummadığım kişinin karşımda duruyor olması imkansızdı.
Her şey bir masaldı o an. Yok artık, dediğim; asla dediğim bu an hayatta kaç
kez şahit olacağım bir durumdu ki…
Yanılıyor da olabilirdim ama kapıda hala duruyor olması
içeri davet bekliyor gibi durması, sesinin de tanındığının farkında olması
başıma gelenin gerçek olduğunu gösteriyordu. Kenara çekilip kapıdan içeri
girmesine müsaade ettim. Ardından kapıyı kapatıp eşikte öyle durdu. Gözleri
hala gözlerimde, sus pus üzerindekileri çıkarmaya başladı. Beresini çıkardı
önce. Saçları kısacık, çene hizasında. Böyle hiç görmedim onu. Hep uzundu, en
kısa hali omuzlarının hemen üzerinde olurdu en fazla. Rengi de değişmişti
saçlarının. Koyu kestane saçları sarıydı artık. Gözlerini iyice ortaya
çıkardığı belliydi bu tarzın. Paltosunu çıkarıp beresiyle uzattı bana. Alıp
kapı ardındaki portmantoya astım verdiklerini. Çok zayıflamış olduğunu da fark
ettim. Boğazlı kazağı ve kadife pantolonuna uyan kahverengi botlarının
bağcıklarını çözüp yeniden doğrulunca yüzüne daha dikkatle baktım. Oydu o
olmasına ama yüzü de zayıflamış. Kapıdan destek alıp botlarını çıkarıp
portmantoda yer alan ayakkabılarımın yanına bıraktı. Bundan sonra el mahkûm,
salona geçilecek kanepelere oturulacak, hoşbeşe başlanacaktı. Yalnız bunu
istemiyordum. Kovacak halim de yoktu. Dış kapının önünde ölene kadar
bekleyebilirdim. Belki üzerini giyinir çıkar giderdi. Gitsin de istiyordum. Ne
konuşacaktık. Ben, bugün kar kaplamış şehirde dolaşırken aldığım hazzı
anlatırdım. Kar yağışının başlamasına ne sevindiğimi de… üşürken bile hazzımın
devam ettiğini, soğuğa katlanmamın tek sebebi kar olduğundan bahsederdim. Öyle
mi? Öyle…
Ya o, o diyecek ki… adresi falan filandan buldum. Yok
kararsızdım ama inadımı kırıp geldim. Hatta orijinal bir durum eklemek için
şöyle de diyebilir. Adresi bulduğumda tesadüf sen de apartmandan çıktın, ben
önce konuşmak için yanına gelmek istedim ama seni izlemenin daha iyi olacağını
düşündüm. sen şehrin kaldırımlarında karlara basarak izler bırakırken ben de
ardından o izlere basarak geldim. Sokak lambaları yandığında başını kaldırıp
göğe baktığında uzaktan ben sana baktım. Kar yağışı başlayınca kollarını açıp
göğe baktığını da gördüm. Yüzünü göremesem de mutlu olduğunu hissettim. Sen ki
soğuğu hiç sevmeyen biriydin. Kar altında soğuktan şikâyeti olan birine hiç
benzemiyordun. Sonra yeniden eve dek seni takip ettim. Ardından girmek istedim
ama vazgeçip biraz daha dolandım. Cesaretimi toplamak istedim. Şehrine kadar
gelmek ayrı bir cesaret gerektiriyor da yüz yüze gelmek için o kadar da emin değildim
kendimden. Hem seninle iki yıldır – aslında üç yıl olacak bu martta-
görüşmediğimiz için ne konuşacaktım ki..
Üç yıl oldu evet, bunu bile hatırlamıyor kalkmış yanıma
gelmiş, diyeceğim ben. Peki, sonra neler diyecek? Ne desin ki… romanlarda
filmlerde nasıl oluyorsa oyle sürdürecek konuşmasını. Peki kalacak mı bu aksam
bende? Aman sakın istemem. Gidecek yeri
yok ama oteller vardır. Bu bozkır şehrinde baya da otel var, kalsın birinde.
Geceyi geçirsin. Dur, belki de otogara geri döner gece bir otobüs gelir. Hem
İzmir’e her saat mutlaka otobüs vardır. Vardır canım vardır, atlar gider. Ne
duruyor peki hala konuşmadan kapıda. Hala salona geçmemizi mi bekliyor. Hem
neden sadece bakışıyoruz ki konuşsa ya. Konuş allah aşkına konuş. Yok
bekledikçe bekleyecek o da. Ne yapmalıyım. Nasıl bir kaos bu. Ne anlamı var
şimdi akşamın bu saatinde, her yanın karla kaplandığı, soğuk bir şehirde üç yıl
önce maziye gömülen bir ilişkinin peşinde. Benim peşimde. Ben kimim bir de. Üç
yıl önce ben değilim ki. Sırf ondan kaçmak için atamalarımda Anadolu’nun küçük
şehrilerini yazmış, tatillerde bile burada kalıp ailemi yazın serinliği için
yanıma getirtmiş. Kısa dönem askerliğim biter bitmez de kalıcı olmak için bu
daireyi babamın da desteğiyle borç harç almıştım. Artık İzmir ve deniz –
şimdiden baya bir vakit sonrası için- bana uzaktı. Dönmek ne demek geriye. Geçmişi
eşelemek, yeniden küllerinden bri şeyler devşirmeye çalışmak bu sevdadan ne
demek? Of, of konuşsana be insan. Neden susarsın?
Omzuma sürtünerek geçip içeri salona daldı. Kapıda
kalakaldım bir vakit. Botlarıma ve montuma bakıyordum. Botlarımı giydim, montu
elime alıp çıktım evden. O kalsın tek başına, belki ben döndüğümde gitmiş de
olabilir. O zaman her şey istediğim gibi devam eder. Apartmandan çıktığımda
hala kar yağıyor tek tük geçen araçların dışında kara teslim olmuş koca cadde
beni bekliyordu. Karda yürümek, yürüyebildiğim kadar yürümek istiyordum. Saclarımın üzeri karla kaplandığını
hissediyordum, hiç bozmak istemedim. Üşümeye başladım, ama cadde üzerindeki
sessizlik ne güzel. Biraz daha yürüdükten sonra camları buğulanmış bir
kahvehaneye denk gelince, daldım biraz ısınmak için içeriye. Yoğun bir sigara
dumanı ve kokusuyla biraz sarsılsam da boş bir masaya kuruldum. Ben demeden çay
bırakıldı masama. Saçlarım ıslak ellerim titrek içim tam tersi yangınlarla
kaplıydı. Çayı içtim. El hareketimle ikincisi geldi, üçüncüsünü de hızlıca
içtim. Duvardaki saati görünce buranın da birazdan kapanacağını tahmin ettim
geceye başlamıştık artık. Kalkanların da sayısı artınca bir çay daha içip ben
kalktım. Dışarda kay yağışı durmuş şehrin her yanı bembeyaz olmuştu. Sokak
lambalarının ışığı altında şehir gündüz gibiydi. Göğe baktım koyu gri, önüm
bembeyaz. Şehir en güzel süsüyle uzanıyor bozkırda. Bozkıra kurulan şehirlerin
en güzel süsü kar ve onun sebep olduğu bembeyaz saflık. Gecenin içinde evlerin
ışıkları sönerken apartmanımın önündeydim. Salon ışığı yanıyor hala. Demek
gitmedi evde bekliyor beni anlaşılan. Ya da bir umut, gitti ama ışıkları açık
unuttu. Dışarda kar’ın güzelliği ve şehrin sessizliğine üşüdüğümden daha fazla
katlanamazdım. Yukarı çıkmalı güzelce onu yollamalı, bu anın da hiç
yaşanmadığını varsayıp kendimi yeni hayatıma kaldığım yerden devam etmeliydim.
Gitmezse… gitmesin sabah gider. Ya kalırsa, aklım aklım kendine gel, ne demek
gitmezse. Benden yüz mü bulacak sanki elbet gidecek. Gidecek olan gelir miydi?
Bu karda kışta kapında biter miydi? Seninle hesabı bitmemiş ki şu an evinde
seni bekliyor. Belki de gitmiştir. Emin misin? Bilmem neden olmasın.
Kapıyı açtığımda holün ışığı açık bıraktığım gibi, hemen
portmantoya baktım. Ah, ah gitmemiş işte. Botları, paltosu, atkısı, beresi,
eldivenleri hepsi ıslak duruyor. Of of, ne işin var burada kadın ne işin var?
Montumu astım, botlarımı botlarının yanına bırakıp asık suratla salona girdim.
Kanepeye kıvrılıp uyur buldum. Ne bekliyordum? Kızacakken yorgun ve üşümüş
olabileceğine yordum bu durumu. Ses çıkarmadan diğer kanepe altında bulunan
battaniyeyi çıkarıp üzerini örttüm. Gece üşür diye içerden pamuk yorgan alıp
onu da üzerine örttüm. Işığı kapatıp salondan çıkmadan önce başında bekledim.
Gerçekten uyuyordu, hem de günlerce uykusuz kalmış gibi derin bir uykuyla.
Çalışma odama geçip bu andan uzaklaşmak için yarım kalan
kitabımı okumaya başladım. İlk sayfada okumayacağımı anladım. O içerdeyken… Ne
işi var burada? Nasıl oldu bu? Kimden buldu adresimi? Kim biliyor tabi ki ailem
ve birçok arkadaşım. Ama tam olarak bilen kim ailem. Annem! Ah garip annem ah!
Kesin sen verdin değil mi adresi? Kapıya gelince kıramadın, severdin de hep
onu. Ağladı sızladı büyük ihtimalle, yufka yürekli anam da kıyamadı sana; sen
kaptığın gibi adresi geldin öyle mi? Ama ben annem miyim? Annem gibiyim ki
dayanamadım üstünü örttükten sonra pamuk yorganı da getirip örttüm. Annem
gibiyim ki kızdım, çıktım evden; kar altında geceye dek yürüdüm. Ruhum
dinginleşti ki şimdi sen içerde uyurken ben, buna katlanabiliyorum. Sabah
olunca her şeyi – ki konuşulacak ne var- konuşuruz. Hem şen bu denli güzel kar
yağışı gördün mü? Şu kar’ın güzelliğine bakar mısın, kara kış ortasında şehri
ne de güzel süslemiş? İzmir de kar görmek için neler vermezdik? Bari
üniversiteyi böyle kar yağışı olan kışı bembeyaz olan bir şehirde okusaydık,
diye hayıflanmadık mı? Ama ikimiz de soğuğu sevmiyoruz diye bu hayalden hep
vazgeçerdik. Şimdi sen karla kaplı bu şehirde nasıl da uyuyorsun? İçinde ne
buzlar vardı, demek eridi şimdi karla buzla kaplı bir şehirde uyuyorsun. Ne
garip bir gün? İzahı olmayan bir gün. Hayra yoracak gücüm yok lakin hayır
olsun. Sabahı beklemekten başka çare yok.
Odama geçtim. Gündüzden açık kalan perdeleri çekmek için
pencereye yanaşınca dışarıda kar’ın yeniden yağmaya başladığını gördüm.
Perdeleri çekmekten vazgeçtim. Işığı kapatıp pencereme düşen kar tanelerini
izleyerek uykuya dalmayı istedim. İçimde kocaman bir boşluk olsa da şu kar
taneleri nasıl da beni mest ediyor.
Huzuru tane tane ruhuma işliyor, sanki her birinde en güzel şiirlerin
dizeleri, şarkıların nameleri var. Bir masalsı geceyi bana yaşatmak için
çırpınıyorlar. İyi geceler, diyen her zerreye saygılarımı sunuyorum; daha fazla
naz etmeden bu anın en güzel anında uykuya dalıyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder