4 Şubat 2023 Cumartesi

BİR KAR MASALI



BİR KAR MASALI

 

Düşüyor huzurla her zerre

Soğuğu kesiyor saflık

Kenetleniyor inceden bir beyazlık

Düşüyor huzurla her zerre

 

Yeni atandığım bu şehrin kışına alışamadım. Ama üçüncü kışımda kar’a iyice alıştım. Soğuğa dayanamadığım anlar, yağmur veya rüzgârlı yağmurların olduğu anlardı. Ayaza da kızgınım. Sabahları o ayazı yemek, kemiklerimde başlayan acının etten gövdemde her zerreme uyguladığı işkence demekti. Yalnız kar’a alıştım, kar’ı sevdim.

Şubat soğuğunda içimde bir garip his olur hep. Doğum günüm şubat içinde olduğundan mıdır, nedir hiç sevmem kışı. Yaz, en çok da yaz başıdır sevdiğim mevsim. Anam ah, garip anam! Onun da bir suçu yok ki. Karlı bir gecenin sabahında açmışım gözlerimi dünyaya. Şubat soğuğunu bölen kar, o gece her yeri bembeyaz kılmış. Tatlı bir sabaha annemle merhaba demişiz. O yüzden kışları sevmeyip kar'a ayrı bir bağlılığım oluşması pek doğal benim için.

Kaç gündür aralıksız yağan kar ocak ayının son günlerinde şehri gri bir renkten aydınlığa bürümüştü. Betonarme yapıların pencere saçakları, yaprakları dökülmüş akasyaların çıplak dalları, kaldırımlar, kaldırımlara bitişik park halindeki araçların üzeri kısaca her yan bembeyazdı.

Akşamüzeri sıkıca giyinip çıktım evden. Caddelerde akan trafik dışında kar'ın olduğu her yere adımlarımla izimi bıraktım. Sokak lambaları yanıp da şehri turuncu beyaz karışımı bir renkle aydınlatınca içim huzurla doldu. Akşam karanlığı bu haliyle çok güzeldi. Daha bu görüntünün güzelliğine hayranlığım doyuma ulaşmadan ilahi güç içimdeki sevinci karşılıksız bırakmamak için yeniden kar yağışını başlattı.

Üzerime usul usul düşen her zerre üzerimi kaplarken ben de sokak lambalarının sarı solgun ışığında nazlı nazlı düşen kar tanelerinin çekiciliğine kapıldım. Dedim ya soğuğu hiç sevmem ama bu kar yağışının hazzı beni saatlerce dışarda tutabilirdi.

Uyuşmuş ellerim soğuktan kızarmış yüzüm ve kopacak gibi duran burnum daha fazla kar zevkini çıkarmama mani oldu. Eve dönüş evden çıkışımdaki heyecana zıt duygularla olunca islemeyerek eve girdim. Apartman hayatının en güzel yanı kışları ısınma sorununu kökten hallediyor olmasıydı. Kaloriferler hamarat kapıcının eseri olarak evi, dışarının tüm soğuğuna inat sıcacık yapmıştı. Üzerimi değiştirip çalışma odası havasında döşediğim odaya geçtim. Masa ve sandalye yoktu odamda. Bir bölümü kitaplık bir bölümü de maketlerim için hazırda tuttuğum raflarla donattım iki duvarı. Koltuk ya da kanepeye de yer yoktu bu odada. Şark köşesi tabiri ile son yıllarda moda olan oturma minderleri ve içi hasır dolu yastıklarım vardı. Her defasında eklemeler yaparak güzel bir çalışma odası havası verdim. Gerçi hala aklımda olanlar sırada bekliyor odanın güzelleşmesi için. Okumalarımı yapmak ya da yazılarımı karalamak için de kendime özel yaptırdığım geniş sehpa vardı. Şimdi sıcacık oda da iki gündür okuduğum kitabı sehpanın üzerinden alıp uzun oturup okumaya başladım. Dışardaki üşümüşlüğüm geçiyor, kitabın akışına iyice dalıyordum ki kapım çaldı.

Hayra yormak istesem de benim bu şehirde tanıdığım kim var ki bu saatte kapıma gelsin, kapıcıdır diyerek kapıya yollandım. Kim o, soruma cevap alamadım, el alışkanlığıyla da kapıyı açmış oldum. Kapıda gördüğümü tanıyamadım. Gözleri dışında her yeri kapalıydı. Kat kat giyinmiş ve üzeri ıslaktı. Beresinde ve omuzlarında erimemiş karlar vardı. Duruşundan kadın olduğu belli olan biri, ama kim. Buyurun, kime baktınız?

Gözleri gözlerimde öylece bekliyordu kapıda. Tanımam gerektiğini ama şu gözlerden kim olduğunu nasıl çıkarabilirdim. Üşüdüğü belli. Tepeden tırnağa süzdüm yeniden. Sorumu da tekrarladım. Konuşacaktır elbet. Bakalım kimdir, necidir o zaman belli olur. Sesini duyunca durdu zaman. Hiç beklemediğim, hiç ama hiç ummadığım kişinin karşımda duruyor olması imkansızdı. Her şey bir masaldı o an. Yok artık, dediğim; asla dediğim bu an hayatta kaç kez şahit olacağım bir durumdu ki…

Yanılıyor da olabilirdim ama kapıda hala duruyor olması içeri davet bekliyor gibi durması, sesinin de tanındığının farkında olması başıma gelenin gerçek olduğunu gösteriyordu. Kenara çekilip kapıdan içeri girmesine müsaade ettim. Ardından kapıyı kapatıp eşikte öyle durdu. Gözleri hala gözlerimde, sus pus üzerindekileri çıkarmaya başladı. Beresini çıkardı önce. Saçları kısacık, çene hizasında. Böyle hiç görmedim onu. Hep uzundu, en kısa hali omuzlarının hemen üzerinde olurdu en fazla. Rengi de değişmişti saçlarının. Koyu kestane saçları sarıydı artık. Gözlerini iyice ortaya çıkardığı belliydi bu tarzın. Paltosunu çıkarıp beresiyle uzattı bana. Alıp kapı ardındaki portmantoya astım verdiklerini. Çok zayıflamış olduğunu da fark ettim. Boğazlı kazağı ve kadife pantolonuna uyan kahverengi botlarının bağcıklarını çözüp yeniden doğrulunca yüzüne daha dikkatle baktım. Oydu o olmasına ama yüzü de zayıflamış. Kapıdan destek alıp botlarını çıkarıp portmantoda yer alan ayakkabılarımın yanına bıraktı. Bundan sonra el mahkûm, salona geçilecek kanepelere oturulacak, hoşbeşe başlanacaktı. Yalnız bunu istemiyordum. Kovacak halim de yoktu. Dış kapının önünde ölene kadar bekleyebilirdim. Belki üzerini giyinir çıkar giderdi. Gitsin de istiyordum. Ne konuşacaktık. Ben, bugün kar kaplamış şehirde dolaşırken aldığım hazzı anlatırdım. Kar yağışının başlamasına ne sevindiğimi de… üşürken bile hazzımın devam ettiğini, soğuğa katlanmamın tek sebebi kar olduğundan bahsederdim. Öyle mi? Öyle…

Ya o, o diyecek ki… adresi falan filandan buldum. Yok kararsızdım ama inadımı kırıp geldim. Hatta orijinal bir durum eklemek için şöyle de diyebilir. Adresi bulduğumda tesadüf sen de apartmandan çıktın, ben önce konuşmak için yanına gelmek istedim ama seni izlemenin daha iyi olacağını düşündüm. sen şehrin kaldırımlarında karlara basarak izler bırakırken ben de ardından o izlere basarak geldim. Sokak lambaları yandığında başını kaldırıp göğe baktığında uzaktan ben sana baktım. Kar yağışı başlayınca kollarını açıp göğe baktığını da gördüm. Yüzünü göremesem de mutlu olduğunu hissettim. Sen ki soğuğu hiç sevmeyen biriydin. Kar altında soğuktan şikâyeti olan birine hiç benzemiyordun. Sonra yeniden eve dek seni takip ettim. Ardından girmek istedim ama vazgeçip biraz daha dolandım. Cesaretimi toplamak istedim. Şehrine kadar gelmek ayrı bir cesaret gerektiriyor da yüz yüze gelmek için o kadar da emin değildim kendimden. Hem seninle iki yıldır – aslında üç yıl olacak bu martta- görüşmediğimiz için ne konuşacaktım ki..

Üç yıl oldu evet, bunu bile hatırlamıyor kalkmış yanıma gelmiş, diyeceğim ben. Peki, sonra neler diyecek? Ne desin ki… romanlarda filmlerde nasıl oluyorsa oyle sürdürecek konuşmasını. Peki kalacak mı bu aksam bende? Aman sakın istemem.  Gidecek yeri yok ama oteller vardır. Bu bozkır şehrinde baya da otel var, kalsın birinde. Geceyi geçirsin. Dur, belki de otogara geri döner gece bir otobüs gelir. Hem İzmir’e her saat mutlaka otobüs vardır. Vardır canım vardır, atlar gider. Ne duruyor peki hala konuşmadan kapıda. Hala salona geçmemizi mi bekliyor. Hem neden sadece bakışıyoruz ki konuşsa ya. Konuş allah aşkına konuş. Yok bekledikçe bekleyecek o da. Ne yapmalıyım. Nasıl bir kaos bu. Ne anlamı var şimdi akşamın bu saatinde, her yanın karla kaplandığı, soğuk bir şehirde üç yıl önce maziye gömülen bir ilişkinin peşinde. Benim peşimde. Ben kimim bir de. Üç yıl önce ben değilim ki. Sırf ondan kaçmak için atamalarımda Anadolu’nun küçük şehrilerini yazmış, tatillerde bile burada kalıp ailemi yazın serinliği için yanıma getirtmiş. Kısa dönem askerliğim biter bitmez de kalıcı olmak için bu daireyi babamın da desteğiyle borç harç almıştım. Artık İzmir ve deniz – şimdiden baya bir vakit sonrası için- bana uzaktı. Dönmek ne demek geriye. Geçmişi eşelemek, yeniden küllerinden bri şeyler devşirmeye çalışmak bu sevdadan ne demek? Of, of konuşsana be insan. Neden susarsın?

Omzuma sürtünerek geçip içeri salona daldı. Kapıda kalakaldım bir vakit. Botlarıma ve montuma bakıyordum. Botlarımı giydim, montu elime alıp çıktım evden. O kalsın tek başına, belki ben döndüğümde gitmiş de olabilir. O zaman her şey istediğim gibi devam eder. Apartmandan çıktığımda hala kar yağıyor tek tük geçen araçların dışında kara teslim olmuş koca cadde beni bekliyordu. Karda yürümek, yürüyebildiğim kadar yürümek istiyordum.  Saclarımın üzeri karla kaplandığını hissediyordum, hiç bozmak istemedim. Üşümeye başladım, ama cadde üzerindeki sessizlik ne güzel. Biraz daha yürüdükten sonra camları buğulanmış bir kahvehaneye denk gelince, daldım biraz ısınmak için içeriye. Yoğun bir sigara dumanı ve kokusuyla biraz sarsılsam da boş bir masaya kuruldum. Ben demeden çay bırakıldı masama. Saçlarım ıslak ellerim titrek içim tam tersi yangınlarla kaplıydı. Çayı içtim. El hareketimle ikincisi geldi, üçüncüsünü de hızlıca içtim. Duvardaki saati görünce buranın da birazdan kapanacağını tahmin ettim geceye başlamıştık artık. Kalkanların da sayısı artınca bir çay daha içip ben kalktım. Dışarda kay yağışı durmuş şehrin her yanı bembeyaz olmuştu. Sokak lambalarının ışığı altında şehir gündüz gibiydi. Göğe baktım koyu gri, önüm bembeyaz. Şehir en güzel süsüyle uzanıyor bozkırda. Bozkıra kurulan şehirlerin en güzel süsü kar ve onun sebep olduğu bembeyaz saflık. Gecenin içinde evlerin ışıkları sönerken apartmanımın önündeydim. Salon ışığı yanıyor hala. Demek gitmedi evde bekliyor beni anlaşılan. Ya da bir umut, gitti ama ışıkları açık unuttu. Dışarda kar’ın güzelliği ve şehrin sessizliğine üşüdüğümden daha fazla katlanamazdım. Yukarı çıkmalı güzelce onu yollamalı, bu anın da hiç yaşanmadığını varsayıp kendimi yeni hayatıma kaldığım yerden devam etmeliydim. Gitmezse… gitmesin sabah gider. Ya kalırsa, aklım aklım kendine gel, ne demek gitmezse. Benden yüz mü bulacak sanki elbet gidecek. Gidecek olan gelir miydi? Bu karda kışta kapında biter miydi? Seninle hesabı bitmemiş ki şu an evinde seni bekliyor. Belki de gitmiştir. Emin misin? Bilmem neden olmasın.

Kapıyı açtığımda holün ışığı açık bıraktığım gibi, hemen portmantoya baktım. Ah, ah gitmemiş işte. Botları, paltosu, atkısı, beresi, eldivenleri hepsi ıslak duruyor. Of of, ne işin var burada kadın ne işin var? Montumu astım, botlarımı botlarının yanına bırakıp asık suratla salona girdim. Kanepeye kıvrılıp uyur buldum. Ne bekliyordum? Kızacakken yorgun ve üşümüş olabileceğine yordum bu durumu. Ses çıkarmadan diğer kanepe altında bulunan battaniyeyi çıkarıp üzerini örttüm. Gece üşür diye içerden pamuk yorgan alıp onu da üzerine örttüm. Işığı kapatıp salondan çıkmadan önce başında bekledim. Gerçekten uyuyordu, hem de günlerce uykusuz kalmış gibi derin bir uykuyla.

Çalışma odama geçip bu andan uzaklaşmak için yarım kalan kitabımı okumaya başladım. İlk sayfada okumayacağımı anladım. O içerdeyken… Ne işi var burada? Nasıl oldu bu? Kimden buldu adresimi? Kim biliyor tabi ki ailem ve birçok arkadaşım. Ama tam olarak bilen kim ailem. Annem! Ah garip annem ah! Kesin sen verdin değil mi adresi? Kapıya gelince kıramadın, severdin de hep onu. Ağladı sızladı büyük ihtimalle, yufka yürekli anam da kıyamadı sana; sen kaptığın gibi adresi geldin öyle mi? Ama ben annem miyim? Annem gibiyim ki dayanamadım üstünü örttükten sonra pamuk yorganı da getirip örttüm. Annem gibiyim ki kızdım, çıktım evden; kar altında geceye dek yürüdüm. Ruhum dinginleşti ki şimdi sen içerde uyurken ben, buna katlanabiliyorum. Sabah olunca her şeyi – ki konuşulacak ne var- konuşuruz. Hem şen bu denli güzel kar yağışı gördün mü? Şu kar’ın güzelliğine bakar mısın, kara kış ortasında şehri ne de güzel süslemiş? İzmir de kar görmek için neler vermezdik? Bari üniversiteyi böyle kar yağışı olan kışı bembeyaz olan bir şehirde okusaydık, diye hayıflanmadık mı? Ama ikimiz de soğuğu sevmiyoruz diye bu hayalden hep vazgeçerdik. Şimdi sen karla kaplı bu şehirde nasıl da uyuyorsun? İçinde ne buzlar vardı, demek eridi şimdi karla buzla kaplı bir şehirde uyuyorsun. Ne garip bir gün? İzahı olmayan bir gün. Hayra yoracak gücüm yok lakin hayır olsun. Sabahı beklemekten başka çare yok.

Odama geçtim. Gündüzden açık kalan perdeleri çekmek için pencereye yanaşınca dışarıda kar’ın yeniden yağmaya başladığını gördüm. Perdeleri çekmekten vazgeçtim. Işığı kapatıp pencereme düşen kar tanelerini izleyerek uykuya dalmayı istedim. İçimde kocaman bir boşluk olsa da şu kar taneleri nasıl da beni mest ediyor.  Huzuru tane tane ruhuma işliyor, sanki her birinde en güzel şiirlerin dizeleri, şarkıların nameleri var. Bir masalsı geceyi bana yaşatmak için çırpınıyorlar. İyi geceler, diyen her zerreye saygılarımı sunuyorum; daha fazla naz etmeden bu anın en güzel anında uykuya dalıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder